GönderenKonu: Atomun Tarihçesi  (Okunma sayısı 858 defa)

bayfen

  • Site Yöneticisi
  • İleti: 206
  • Üyelik Tarihi: 29-10-2013
Atomun Tarihçesi
Tarih : 28-12-2015 Saat : 13:10
Türk-İslam simyacı ve kimyacıları

Simyacılar ;

  • Ebubekir el-Razi
  • Cabir İbn Hayyan
  • İbn Haldun
Kimyacıları;

  • İbn-'i Sina
  • Cabir İbn Hayyan
  • Razi
  • Nazzam
  • İmam Rabbani

    Kimyanın Temelini Atan Müslüman Kimyacılar

    Cabir Bin Hayyan (721-815)
    Bundan 1200 yıl kadar önceydi. Zamanın en büyük üniversitelerinden olan Harran Üniversitesi baş müderrisi (rektörü) bütün heybetiyle, zihinlerde şimşekler çakan, herkesi hayrette bırakan, gerçek mahiyeti ancak asırlar sonra anlaşılabilecek buluşunu açıklıyordu:

    “Maddenin en küçük parçası olanatomda yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağısöylenemez. O da parçalanabilir.Parçalanınca da öylesine bir güç meydana gelir ki, Bağdat’ın altını üstüne getirebilir. Bu Allah’ın kudret nişanıdır.”

    Öğrencileri dehşete düşüren bu fikrinsahibi, Cabir bin Hayyan’dan başkası değildi. O, ilme yaptığı hizmetler sayesinde başüstünde tutulacak, keşif ve buluşları kendisinden sonra gelen bilginlerce takdirle karşılanacak ve övgüyle anılacaktı.

    Atom Enerjisi
    Atom bombasındaki ve nükleer santrallerdeki enerji, “fizyon” adı verilen zincirleme çekirdek tepkimeleri ile elde edilir. İlk atom bombası, 23592U izotop atomunun nötronlarla bombardımanından yapılmıştır. Reaksiyonda açığa çıkan nötronlar, diğer uranyum atomlarını parçalar ve hadise zincirleme devam eder. Bir uranyum atomunun parçalanması, saniyenin 50 milyonda biri kadar çok kısa bir zamanda gerçekleşir. Atom bombası elbette yıkıcı bir şeydir. Fakat bu büyük enerji kontrol altına alınıp insanlığın faydasına kullanılabilir. Zincirleme reaksiyonları zamana yayıp, tepkime hızını yavaşlatarakbu enerji kullanılabilir hale gelmektedir. Nükleer santraller bu maksat içinkurulmaktadır.

    Asırlar önce “cüz-ü la yetecezza” (parçalanamaz en küçük parça) adıylaatomdan bahseden Cabir bin Hayyan kimdi? İlimdeki yeri neydi? Doğulu ve Batılıbilginler ona hangi gözle bakıyorlardı? Hizmetleri nelerdi?

    Orta çağ kimyasının en büyük ismi olan Cabir bin Hayyan, Müslüman bir bilim insanıdır. Kimya bilimiyle ilgili ilk deneysel çalışmaları o yapmıştır. Cabir bin Hayyan ‘kimyanın babası’ olarak bilinir. Kimyanın Hipokrat’ıdır. Razî (864-925), İbn-i Sina (980-1037) gibi İslam bilginleri ondan söz ederken 'üstatlar üstadı' derler. Fransız şarkiyatçısı Cardonne (1720-1783), onu dünyanın gelmiş geçmiş 12 dâhisi arasında sayar.

    Kimyanın Babası
    Britannica Ansiklopedisi, ondan 'İslam Kimyasının Babası' diye söz eder. Cabir’e göre; “Kimyager, tabiatta uzun sürede meydana gelen şeyi kısa zamandayapabilen kişidir.” Ona göre, altınla gümüş arasında renk ve ağırlıktanbaşka bir fark yoktur. Bu iki özelliğin ise ortadan kaldırılması mümkündür.

    Cabir bunun yolunun da her iki cismi teşkil eden atomların, kontrol altında parçalanıp değerlerinin değişmesiyle olacağını belirtmektedir ki, radyoaktivitenin gelişmesiyle, bugünkü ilim de bunu kabul eder.

    İlk defa Cabir bin Hayyan’ın elde ettiği birçok kimyevî bileşik ve madde vardır.Bunlardan bazıları, nişadır (NH4Cl), kezzap (nitrik asit, HNO3), güherçile (KNO3), sirke asidi (CH3COOH), süblime (HgCl2), kurşun şekeri [Pb(CH3COO)2], hidroklorikasittir (HCl), sülügen (civa oksit), arsenik oksit, şap ve saf kükürt tuzlarıdır.

    Cabir’in en bariz vasfı deneyciliğidir. O, kendisinden önce gelen bütün kimyacılardan farklı olarak deneyler ve buluşlar yapmıştır. Bu keşifleri ona 'Kimya İlminin Babası' sıfatını kazandırmıştır.

    Cabir’e isnat edilen irili-ufaklı 2 binden fazla çalışma vardır. Bilinenlerin sayısıise 726’dır. Bunlardan 12’si uygulamalı fizik ve kimya, 70’i teorik kimya, 144’ümadenler, fizik ve kimya ile izah edilemeyen güçler, 500’ü teorik fizik-kimya, matematik, astronomi, felsefe ve dinler tarihi konularındadır.

    El-Razî (864-925)
    Asıl adı Muhammed bin Zekeriya olan Ebu Bekir El-Razî, Rey kentinde 864 yılında doğmuş ve yine aynı kentte 925 yılında ölmüştür. Fizik, felsefe, tıp, kimya alanlarında eserler vermiştir. Razî’nin, “Ben mütefekkir diye kimya bilene derim.” dediği dönemde Avrupa’da akıl ve ruh hastalıklarına, hastanın günahı ve şeytana kapılma olarak bakılıyor, hastalar insanca muamelelerden mahrum bırakılıyor, hücrelere atılıyor, dövülüyorlardı. Razî, ruh hastalarının tedavisinde de bütün Avrupalı doktorlara yol gösterdi. Avrupa değil ortaçağda, ancak 18. yüzyılın ortalarına doğru Razî’nin bulunduğu noktaya ulaşabildi. O devirlerde bu tip hastalar İslam dünyasında hastanelerde tedavi ediliyordu.

    Doktor ve Kimyacı
    El-Razî, büyük bir doktor olduğu kadar iyi bir kimyagerdi. Her eşyayı değerli maddelere dönüştürme iddiasında olan kimyacıların saçma düşünceleriyle mücadele etti. O, sistematik bilgiler içeren deneysel kimyayı kurdu. Kimyayı tıbbın hizmetine soktu. Batı’da ise bu ancak Paracelsus’la gerçekleşebildi. Ona, Batı’da her ne kadar 'Şarkın Calinos’u dedilerse de Razî onu dahi çok gerilerde bıraktı. Tricot Royerondan bahsederken; “İbn-i Sina ile Razî’yi birbirinden ayıramıyorum.” der. Paris Tıp Fakültesi salonunda Razî’nin İbn-i Sina’yla birlikte fotoğraflarının asılı bulunuşu ona verilen değer ve hürmetin açık ifadesidir.

    O kadar ki, eserleri 17. yüzyılın başlarında bileTürbingen ve Oder Nehri kenarındaki FrankfurtÜniversitelerinde ders programlarının temelini teşkiletmekteydi. Razî’nin kitapları, İbn-i Sina ve İbn-i Rüşd’ün kitapları gibi Hipokrat ve Galen’inkilere denk tutulmuş, “bunlar olmadan tedaviye cesaret eden doktor, umumun sağlığını bozar” denecek kadar itibar kazanmıştı.